Bizi Değiştiren İnsanlar

Değişmeyen tek şey değişim kendisidir. Çok klişe olmuş bir laf olsa da doğrudur. Benim bu başlıkta değinmek istediğim ise, insanların zaman içindeki değişimi. İnsanlar sürekli değişir. İki günlüğüne farklı bir ağız ile konuşan insanlar ile yaşarsanız sonunda bir bakıyorsunuz ki sizin de diliniz değişmiş. Bu sadece basit bir örnek. Olay bunla bitmiyor tabii ki. Beraber zaman geçirdikçe aslında insanlar birbirlerine benzemeye başlıyor. İstemsizce yapılan bir şey elbette bu. Ama bunun sonucunda değişmiş olan “siz” asla eski “siz” olamayacaksınız. Burada asıl dikkat edilmesi gereken konu, etrafınızdakilerin sizi nasıl değiştirdiği. Sizi aşağı mı çekiyorlar yoksa yukarı mı ?

Donanımlı, eğitimli, kültürlü, zeki insanlarla zaman geçirmek ile kalitesiz insanlarla zaman geçirmek arasında fark vardır. Eğer siz zamanınızı boş işlerle uğraşan boş insanlarla harcarsanız, size bir şey katmaları bir kenara sizin kendi kendinize kazanacağınız bir çok şeyden mahrum kalmanıza sebep olurlar.

Zaman geçireceğiniz insanları çok iyi seçmeniz gerek. Aşağıya çekildiğinizi hissettiğiniz anda arkanıza bakmadan kaçın derim.

Yanlış anlaşılmasın diye bunu da yazmak zorunda hissediyorum kendimi. Yukarıda bahsettiğim konuyu gerçek hayata uygularsak örneğin bir solcu bir sağcıyı kültürsüz ve bilgisiz görebilir. Aynı şekil de sağcı da solcuyu yeterli araştırmayı yapmamış ve bilgisiz birisi olarak görebilir. Şimdi yukarıdaki çıkarımı kullanarak bu iki insanın oturup konuşmaya, tartışmaya çalışmaması saçmalık olur. Burada oturup konuşulan siyasetse ve taraflar gerçekten argüman sunma yeteneğine sahipse elbette oturup saatlerce konuşacaklar. Benim yukarıda bahsettiğim kaçmanız gereken insanlar genelde boş konuşurlar. Önemsiz bir konudan bahsedip dururlar. Gereksiz ayrıntılara takılırlar. Sadece zaman kaybı.

En çok beraber olduğunuz beş insana benzersiniz. Dikkatli seçin.

Ubuntu 12.04 LTS Yayınlandı! Kurdum!

En meşhur Linux dağıtımı Ubuntu’nun 12.04 LTS sürümü Perşembe günü yayınlandı. Ben de dün kurdum şu anda size yeni bir işletim sisteminden yazıyorum.

(Büyük Halini Görmek için üzerine tıklayınız.)

Pardus’un geliştirilmesinin bırakılacağına dair söylentiler çıkınca daha fazla kullanmanın anlamı yok diye düşündüm, araştırdım Ubuntu’nun yeni sürümü ne zaman çıkacak diye sonra kararımı verdim çıkınca kurarız diye. Unity’i bu sefer daha da iyileştirmişler gerçekten. Artık sol tarafda duran hızlı erişim çubuğunun boyutunu küçültüp büyülte biliyoruz. Hatta butonların yerlerini bile değiştirebiliyoruz. Biliyorsunuz Ubuntu 11.10’da böyle imkanlarımız yoktu ve “Başlatıcıya ekle” dediğimizde nereye eklerse orada kalıyordu. Artık daha da özelleştirebiliyoruz.

Şunu da belirteyim ki gayet hızlı, Windows gibi takılma, “gönder gönderme penceresi”, Virüs bulaşması, Yavaş açılması gibi sorunları yok. Windows adamı çileden çıkarıyor gerçekten. Son söylentilere göre artık mac’in de başı virüslerle belada. Kaspersky yaptığı açıklamada bir zararlı yazılımın her 5 mac’ten birinde bulunduğunu söylemiş. Kısaca Ubuntu’da hiç Virüs mü acaba? diye düşünmenize gerek yok 😀

Ayrıca Ubuntu One adlı bulut uygulaması ile bize 5GB ücretsiz depolama alanı sunuyor. Aynı Dropbox gibi ama Dropbox biraz cimri sadece 2GB ücretsiz alabiliyorsunuz. Bunu 5 yapabilmek için arkadaşlarınızı falan davet etmeniz gerekiyor. Ki bu da hiç hoş değil. Mesela Ubuntu One ‘ın bir güzel yanı diyelim bir arkadaşınıza bir dosya göndereceksiniz, dosyayı Ubuntu one klasörüne atıp paylaş diyorsunuz ve size bir link veriyor, siz de o link ile direk arkadaşınıza dosyayı gönderebiliyorsunuz.

Eğer aklınızda “Msn falan var mı ki onda?” diye bir soru varsa hiç kalmasın cevaplayayım. Evet var. Ama adı Windows Live Messenger değil. Onun yerine bütün chat adreslerinizi bir yerde toplamanızı sağlayan Pidgin var. Bu programla msn,facebook,google talk,Aim ve adını yazmaya üşendiğim bir sürü chat hesabınızı bir yerde toplayabiliyorsunuz. Dropbox ve Skype zaten Linux sürümleri bulunan programlar. Direk kurabiliyorsunuz rahatça.

İstediğiniz her uygulama Ubuntu Yazılım Merkezi’nde ücretsiz bulunuyor. Örneğin Photoshop benzeri bir program Gimp, Windows Movie Maker türevi Openshot, Vlc player, Thunderbird, Opera, Chrome, Firefox, Teamviewer, Xfire gibi gibi…

(Büyük Halini Görmek için üzerine tıklayınız.)

Windows media player gibi elinize ayağınıza dolaşan, nereye sokacağınıza bir türlü karar veremediğiniz bir media playerdansa Ubuntu ile birlikte gelen Rythmbox Müzik Çalar çok daha işinize gelecektir. Çünkü isterseniz köşeden kapatın, sağ üstte size yardımcı olacak bir kısa yol var.

(Büyük Halini Görmek için üzerine tıklayınız.)

Kurulu gelen bir torrent programı da bulunmakta ve işini gayet iyi yaptığını söyleyebilirim. Mesela Bittorrent ‘ de eskiden kalmış bir torrent’i kaldığı yerden devam etmesini sağlamak gerçekten zor oluyordu. Burada Torrent’i ekler eklemez eskiden kalan verileri kontrol ediyor ve kalan yerden devam ediyor yani yarım dosyaları yok sayıp da baştan indirmeye kalkışmıyor. Mesela benim format atmadan önce indirdiğimi bir şey vardı o yarım dosyayı aldım attım flash belleğe sonra Ubuntu kurulunca buraya kopyaladım, kaldığım yerden devam ediyorum şu anda.

Burada Sosyal Ağlardan bahsedersek;

(Büyük Halini Görmek için üzerine tıklayınız.)

Yukarıda gördüğünüz gibi sol tarafda duran Gwibber bir sosyal ağ istemcisi. Facebook, Twitter ve daha bir çok sosyal ağ ile giriş yapabiliyorsunuz. Benim Twitterim açık şu anda Facebook kullanmıyorum o yüzden Twitter’dan online oldum. Bir kaç arkadaş ismi ve adresini sansürledim kusura bakmayın artık. 😀 Sağ tarafta duran ise Windows Live Messenger alternatifi , Ubuntu ile birlikte kurulu gelen bir mesajlaşma programı. Ortada bir konuşma penceresi açtım gördüğünüz gibi çok estetik bir görüntüsü var. Ben de bu yüzden seviyorum ya Ubuntu’yu gerçekten çok hoş görüntüye sahip.

Benim gibi sadeliği sevenler için birebir. Masaüstünüz hiç bir zaman karman çorman olmuyor. Yani masaüstüne bir şeyler koyabiliyorsunuz ama her şey o kadar düzenli ki neyi nereye koymanız gerektiğini biliyorsunuz. Windows’da olduğu gibi bir dosya indirirken nereye indireceğinizi sorduğunda eliniz girek “Masaüstü”ne gitmiyor. 😀 Yani şunca yıldır kullanırım masaüstüne en fazla 3 dosya olmuştur şimdiye kadar.

4 adet masaüstümüz olmasıda gerçekten çok güzel bir şey. Bir pencereyi oraya bir pencereyi oraya açıyorsunuz hiç kafanız karışmıyor. O altta bu üstte şu kenarda dursun diye bir şey yapmak zorunda kalmıyorsunuz. Üstelik masaüstleri arasında geçiş yaparken kullanılan efektler de çok güzel uygulanmış.Hangisinden geldiyseniz o renkli diğeleri siyah beyaz, ona geçerseniz o da renkliye dönüyor. Önemsiz bir ayrıntı neden bahsettim bilmiyorum ama benim hoşuma gidiyor.

(Büyük Halini Görmek için üzerine tıklayınız.)

Şu sol üstteki butonun ne olduğunu çok merak etmiş olabilirsiniz. Bu hızlı başlat tuşu gibi bir şey windows’daki başlat gibi ama daha kolay erişim sağlıyor. Uygulamalar türlerine göre sınıflandırılmış. En son kullandıklarınız , yeni indirilenler gibi türlerde sınıflandırılıyor uygulamalarınız ve dosyalarınız.

(Büyük Halini Görmek için üzerine tıklayınız.)

Ve Ubuntu’nun en güzel özelliklerinden bir tanesi, mesela bilgisayarda takılıyorsunuz, bir dostumuz geldi “bir dakika versene bir şeye bakmam lazım” dedi. E tabii “olmaz.”,”veremem.” gibi şeyler söylersek bizi “öküz” diye tanımlamaktan geri kalmayacaktır dostumuz. Eğer “vereyim ama dur oturumu kapatayım sen ziyaretçi oturumuna gir.” dersek bu seferde bir şeyler sakladığımız ya da görmesini istemediğimiz şeyler olduğunu anlayacak. Bu gibi acil durumlar için sinsice ziyaretçi oturumuna geçmenizi sağlayan bir yol var Ubuntu’da. Hemen sol üstte kullanıcı adımızın yazdığı bölüme tıklıyoruz ve oradan “Konuk Oturumu” na basıyoruz ve Ta daa! hiç oturum kapat aç yapmadan oturum değiştirme ekranıyla karşılaşmadan oturum değiştirmiş oluyorsunuz. Ve bütün kişisel dosyalarınız diğer oturumda olduğunundan arkadaşımız kendi işini görüp gidiyor. Siz de ne yalan söylüyorsunuz ne öküzlük yapıyorsunuz.

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Ubuntu kullanmak istiyorsanız kaynaklar:

Ubuntu Resmi Web Sayfası

Resmi Olmayan Ubuntu Türkçe Destek Sayfası

DNS nedir? Nasıl çalışır?

Şimdi size DNS’in ne olduğunu elimden geldiği kadar anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle genelde büyük çoğunluğun bildiği bir tanımla başlamamız daha doğru olur. IP adresi. IP adresi dediğimiz şey adı üstünde bir adresdir. Posta adresiniz gibi ama biraz daha farklı. Posta adresinizle yaklaşık olarak aynı işi görsede daha kısa ve herkes tarafından okunup anlanması daha karışık bir sistemdir. (PNAT’ı şimdilik karıştırmayın.) IP adresi 5 sayının aralarına nokta konarak yazılmasından ibarettir örnek vermek gerekirse :

Google sitesinin IP adresi : http://72.14.204.99/ bu link ile Google’a erişebilirsiniz. Ama bu çok saçma, uzun ve ezber gerektiren bir adres olduğu için insanoğlu olarak biz bunların yerine daha kısa, akılda kalıcı ve ezberlenmesi kolay isimler kullanmayı tercih ediyoruz. İşte önemli nokta burası.

Siz google’a girmek istediğinizde tarayıcınızın adres bölümüne : http://www.google.com.tr/ yazıyorsunuz ve tak! Google açılıyor. Aslında burada, arkaplanda size hissettirmeden işinizi halleden bir DNS server’ı vardır. O DNS serverının görevi sizin harflerle girdiğiniz adresi (Yani http://www.google.com.tr/ ‘yi) rakamlar diline (Yani :  http://72.14.204.99/ şekline) çevirme görevini üstlenir ve sizi saçma sapan rakamları ezberlemekten kurtarır. Bu çevirme işlemine “Alan adı çözümlemesi” yani “DNS Name Resolution” adı verilir.

Dns serverınızın üzerindeki yönlendirmelerde değişiklik yapılabilir. Bu sayede siz gitmek istediğiniz web adresini yazdığınızda DNS sunucusu bunu bir “Bu Siteye Erişim Mahkeme Kararıyla Engellenmiştir.” sayfasına yönlendirebilir. Bu sayede sizin o siteye erişiminiz engellenmiş olur. Tabii bunun yapıldığı DNS otomatik atanan DNS’dir. Böyle engellemelerden kurtulmak ve DNS sunucunuzun sizi doğru adreslere yönlendirmesini istiyorsanız (Ki bu en doğal hakkınız!) DNS adresinizi değiştirmek sizin elinizde olan bir şeydir.

Sonuçta kimse otomatik atanan DNS server’ı kullanmak zorunda değil. Kısaca olan biten böyle işte daha ne diyim. DNS ayarlarınızı nasıl değiştireceğinizi bilmiyorsanız eski yazılarıma da göz atabilirsiniz:

Windows’da DNS adresi değiştirmek

Ubuntu’da DNS adresi değiştirmek

Windows 7’de DNS ayarları değiştirmek

Biliyorum herkes biliyor ama bilmeyenler var. Az önce sordu birisi bende dedim bir başlıkta bunun için açalım. Ubuntu için anlattık Windows için anlatmazsak ayıp olur. 😀

Öncelikle Dns değiştirmeye neden gerek duyalım ki diye sorabilirsiniz. Türkiye’de dangalaklar sansürlüyor her yeri bizde mecbur Dns kullanıyoruz. Yani eğer bir siteye girmeye çalışırken “MAHKEME KARARIYLA KAPATILMIŞTIR.” yazısını görünce böyle bön bön bakmak yerine Dns değiştirip hayatınızı yaşayabilirsiniz.

Şimdiii öncelikle bigisayarımızın sağ alt köşesindeki sistem tepsimizden ağ simgesine sağ tıklıyoruz. (oo kafiye oldu. 😀 “ağ simgesine sağ” )

Buradan da “Ağ ve Paylaşım Merkezi’ni Aç” diyoruz açılan pencere şöyle:

Buradan da sarı ile işaretlenmiş alandaki bölüme tıklıyoruz. Yani burda işin aslı hangi ağı kullanıyorsanız onun ayarlarına girmeniz gerekiyor eğer kablosuz bir ağa bağlıysanız onun karşısındaki yazıya tıklayacaksınız. Bu örnekte kablo ile internete bağlanan bir dostumuzun bilgisayarını görüyoruz o yüzden onun karşısındaki “Yerel Ağ Bağlantısı 2” ye tıklamış. Buradan sonra göreceğimiz ekran ise :

Aha budur. Buradan direk özelliklere tıkladığımız gibi karşımıza böyle seksi bir pencere açılacak:

 

Tamam seksi değil olsun işimize bakalım 😀 Buradan “internet protokolü sürüm 4” ü seçip özellikler diyoruz. Karşınızda final penceresi:

Buradan üsttekilere hiç el sürmeden geliyoruz “Aşağıdaki DNS sunucu adresini kullan” şıkkını seçiyoruz ve boşluklara bir DNS adresi yazıyoruz. Zaten iki tane ünlü DNS var birisi Google DNS birisi Open DNS ben ikisinide vereyim size yazın istediğiniz birisini ardından “Tamam” a basın.

Google DNS:

8.8.8.8

8.8.4.4

Open DNS:

208.67.222.222

208.67.220.220

Tamam dedikten sonra iş bitti gidin istediğiniz yere girin.Bazıları yeniden başlatmanız gerektiğini söylüyor filan ama bence gerek yok. Bir deneyin olmazsa başlatın baştan çokta zor değil yani 😀

Ubuntu 11.10’da DNS ayarı değiştirmek

Aslında çoğu kullanıcı biliyordur ama yinede bazen bilmeyen soranlar çıkıyor onlar için açıklama yapma gereği duyuyorum.Öncelikle sağ üstten bağlantılarla ilgili olan butona bastığınızda şöyle bir liste çıkacak karşınıza :

buradan “Bağlantıları Düzenle” dediğiniz zaman başka bir pencere açılacak buradan hangi ağa bağlıysanız-kablolu , kablosuz gibi-  onunla ilgili sekmeye gidip bağlı bulunduğunuz ağın üstüne tıklayıp seçtikten sonra soldan “Düzenle” diyin.Böyle bir pencere açılacaktır:

Buradan “IPv4 Ayarları” sekmesine geldikten sonra buradan yöntem bölümünü : “Sadece otomatik (DHCP) adresler” i seçin.Bunu yaptığınız zaman aşşağıdaki “DNS Sunucuları” ve “Arama etki alanları” bölümleri aktifleşir yani sizin yapacağınız değişikliklere açık hale gelir.DNS adresi olara bence en iyisi olan Open Dns’in adreslerini kullanalım.Resimde görülen DNS adreslerini yazıp kaydet dediğinizde işlem tamamdır.