Saygıyı hak etmek

Saygı nedir? Öncelikle bunu bir belirtelim.

“Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram”

Pekii. Şimdi. Bu tanımı Tdk’nın web sitesinden aldım be burada bu tanımı yorumlamak gerekirse resmen saçmalık. Tanımdaki tek doğru bölüm dikkatli ve özenli davranma ve bunun bir duygu olduğudur. Çünkü zaten herkes, herkese dikkatli, özenli ve seviyeli davranmalıdır. Asıl sorun geri kalan kısım. Kimlere saygı göstereceğimizi başklarının belirlemesi. Nasıl olurda benim saygı göstereceğim insanları başkaları seçer? Şöyle bir şey var:

“Ne olursa olsun, o senin büyüğün.” Valla mı? Lan de get. İnsan istediği kadar yaşlı olsun salaksa ve saygıyı hak etmediğini düşünüyorsan göstermek zorunda değilsin. Bir de hürmet kısmı var. Ne hürmeti yahu? Bu hürmet bölümünü herkesin herkese göstermek zorunda olduğu saygı tanımından çıkarmak gerek. Aslında kimse kimseye hürmet göstermek zorunda değil. Babanız sizi yetiştirmiş ve bunu yapmak içinde ömrünün çok büyük bir bölümünü harcamış olabilir o zaman babanızın saygıyı ve hürmeti hak ettiğini düşünebilirsiniz. Ama sizden büyük olan ve ne hürmeti ne saygıyı ne de hak etmeyen insanlar var. Ne yani bu adam benden büyük diye ona saygı mı gösterecekmişim birde. Ne yapmış ki bu ? Tüketmek dışında bir fark yaratıp da bir şey bırakmış mı Dünya’ya?

Bazen Otobüsde yaşlı birisine yer verdiğimde düşünüyorum. Acaba doğru olanı mı yaptım? Acaba o adam orada oturmayı gerçekten hak ediyor mu? Acaba bu yaşa kadar ömrünü barlarda,sinemalarda,partilerde gezerek eğlenerek mi geçirdi? Acaba gerçekten doğru düşünebilen vatandaşlar mı yetiştirdi bu ülke için? Yoksa sadece evlilik dışı bir cocuğu olacağını öğrendiği için kadını bırakıp Anadoludan İstanbul’a göç eden bir köylü mü? Acaba hırsız mı? Acaba bencil mi? Yoksa çok iyi, masum, harika bir ailesi olan bir dede mi? Acaba bu yaşına gelmiş olmasına rağmen kendini geliştirmeye çalışıyor mu yoksa “tamam daha benim ömrüm bu kadar, bana dokunmayın da rahat rahat rutin hayatımı yaşayayım.” diyen cahil ve korkak birisi mi?

Bence saygı göstereceğimiz insanı kendimiz seçmeliyiz. Bence en çok saygı gösterilmesi gereken ve bunu en çok hak eden insanlar sanattçılar ve bilimadamlarıdır. Çünkü onlar bir şeyler katıyorlar hayata. Ot gibi yaşayıp gitmiyorlar. Dünya’yı daha iyi bir yer yapmaya çalışıyorlar. Şimdi insanlarda bir duyarsızlık çıkmış ki çok kötü. Her şeye “bana ne” “beni ne ilgilendirir” şeklinde bir yorum getiriyorlar. Tek yaptıkları sinemaya gitmek, gezmek tozmak, eğlenmek. Paylaşım sitelerinde de bunu destekleyen yazılar yok mu? Adamı öldürüyor. Ne saçma, ne salakça bir akımdır bu be. Herkes kendini mutlu etme derdinde, “ben mutluysam sorun yok. Hayat güzel.” diye düşünüyor.

Hiç kimse saygıyı yaşlı olduğu için hak etmez! Ancak gençliğinde çalıştığı için hak edebilir.

Ayrıca bir de değinmeden geçemeyeceğim tanımdaki “Duygu” kelimesi. Resmen duygu. Bu bir duygudur kimse sana ne hissetmen gerektiğini söyleyemez. Annen birisine saygı göstermen gerektiğini söylediğinde sen bunu hissetmezsin. Sadece yaparsın. O zaman tam anlamıyla saygı göstermiş de olmazsın. Nasıl ki birisi sana “mutlu ol” dediğinde mutlu olamayacağın gibi aslında saygılı olmuş olmazsın. Onlar senin saygılı olduğunu düşünür.

Bununla ilgili güzel bir hikaye:

İstiklal Marşımızın şairi Mehmed Akif, hastaymış. Yatıyormuş. Odasına bir ziyaretçi girmiş. “Geçmiş olsun” demiş.
Akif rahatsızlığına rağmen, saygı gereği ayaklarını toplamış.
Hal hatır faslından sonra, adam yüzünde büyük bir hayret ifadesiyle şu soruyu yöneltmiş:
– Hocam, gökkuşağının altından erkek geçerse kadın, kadın geçerse erkek olurmuş. Bu doğru mu?
Bu saçma soru üzerine Akif mırıldanarak:
– Artık ayaklarımı uzatabilirim, demiş.

Akıl yaşta değil, baştadır. : Bir kimsenin yaşı büyümekle aklı da büyümez. Nice gençler vardır ki kendilerinden çok yaşlı olanlardan daha akıllıdırlar.

Bir dahaki sefere tam olarak tanımadığınız birisinin elini öpmeden önce bir kez daha düşünün, belkide onun sizin elinizi öpmesi gerekiyordur.

Hayaller , İlişkiler ve Değerler

Bazen… Bir şey oluyor , moralim bozuluyor , üzülüyorum ya da pişman oluyorum biraz üzüldükten sonra da kendimi mantıklı olmaya davet edip “Aman , değer mi ? Değmez. Niye üzülüyorum ki.” diye düşünüyorum. Aslında insanın Dünya’daki saçma sapan duygusal meselelere karşı en güçlü savunma silahı mantıkdır. En duygusal açıdan çökmüş anınızda bile durup , “Bir dakikalığına mantıklı düşünelim.” diyip bunu yaparsanız zaten ne sıkıntınız kalır ne başka bir sorununuz.

Hiç bir zaman bir insandan beklentinizi yüksek tutmayın. Ne kadar yüksek tutarsanız – o gün geldiğinde – o kadar mutsuz olursunuz.

Her zaman asıl istediğinizin ne olduğunu bilin. Hem böylece seçim yapmanız daha kolay olur. Hikaye uydurmak gerekirse :

Diyelim ben Türkiye’de bir bayana aşık olmuşum. (I don´t think so either. 😀 ) Biz bu bayanla planlarımızı falan filan yapmışız ama o da ney! Bana U.S.A.’dan bir iş teklifi geliyor hemde gayet iyi bir şirkette. Tam da yapmak istediğim iş! Kıza söylüyorum “Gel gidelim , orası daha iyi rahat rahat yaşarız.” diye anlatmaya çalışıyoruz. Yok. Anlamıyor “Ben ailemden uzağa gidemem.” diyor. E yani madem kızın kararı kesin o zaman seçme şansı olan benim. Bunu “medeni insanlar gibi” konuşarak hayatta halledemezsiniz. Uzak mesafeli ilişkilerin ne kadar boka sardığını hepimiz biliyoruz zaten.

Eğer önceliklerime önceden karar vermişsem zaten seçmek zor olmaz. Bunu düşünmek için illaki böyle bir olayın başımıza gelmesini beklersek sıçtık demektir. Ben zaten kararımı verdim bir tarafta çocukluğumdan beri hayalim olan iş var , Dünya’yı değiştirmek var , öbür tarafta en fazla olsa olsa beş sene önce tanıştığım bir kız var. Ayrıca sırf kendisiyle beraber olmam için hayallerimden vazgeçmemi isteyen bir kızda bencildir zaten. Tabiiki basar giderim. Düşünmem bile hata. Türkiye’de saçma sapan bir şirketin saçma sapan bir bölümünde çalışarak ömür boyu maddi sıkıntı çekerek çekirdek ailemi geçindirmeye çalışmaktansa giderim orada doğru düzgün kaldırımları olan bir ülkede yürürüm en azından. Sırf bu yüzden bile giderim. Ümraniye’de ki kaldırımları gördünüz mü siz hiç? İnsanların ayakları takılsın diye , özel imalat. Bu kadar saçma bir şey olamaz. Ucuz diye mi yapıyorlar arasına toz toprak dolsun da maliyet azalsın diye mi anlamadım.

Yani?

  1. Birisi moralinizi bozuyorsa o insan moralinizi bozmaya değmez. Çünkü size değer vermiş olsaydı moralinizi bozmazdı. Demek ki vermiyor. Size değer vermeyene siz de değer vermeyin.
  2. Mantık her şeyin üstündedir. Duygularınıza yenik düşmeyin.
  3. Önceliklerinizi bilin.
  4. Yine konu bütünlüğünün içine sıçtım.
  5. Benden edebiyatçı olmaz.