Bizi Değiştiren İnsanlar

Değişmeyen tek şey değişim kendisidir. Çok klişe olmuş bir laf olsa da doğrudur. Benim bu başlıkta değinmek istediğim ise, insanların zaman içindeki değişimi. İnsanlar sürekli değişir. İki günlüğüne farklı bir ağız ile konuşan insanlar ile yaşarsanız sonunda bir bakıyorsunuz ki sizin de diliniz değişmiş. Bu sadece basit bir örnek. Olay bunla bitmiyor tabii ki. Beraber zaman geçirdikçe aslında insanlar birbirlerine benzemeye başlıyor. İstemsizce yapılan bir şey elbette bu. Ama bunun sonucunda değişmiş olan “siz” asla eski “siz” olamayacaksınız. Burada asıl dikkat edilmesi gereken konu, etrafınızdakilerin sizi nasıl değiştirdiği. Sizi aşağı mı çekiyorlar yoksa yukarı mı ?

Donanımlı, eğitimli, kültürlü, zeki insanlarla zaman geçirmek ile kalitesiz insanlarla zaman geçirmek arasında fark vardır. Eğer siz zamanınızı boş işlerle uğraşan boş insanlarla harcarsanız, size bir şey katmaları bir kenara sizin kendi kendinize kazanacağınız bir çok şeyden mahrum kalmanıza sebep olurlar.

Zaman geçireceğiniz insanları çok iyi seçmeniz gerek. Aşağıya çekildiğinizi hissettiğiniz anda arkanıza bakmadan kaçın derim.

Yanlış anlaşılmasın diye bunu da yazmak zorunda hissediyorum kendimi. Yukarıda bahsettiğim konuyu gerçek hayata uygularsak örneğin bir solcu bir sağcıyı kültürsüz ve bilgisiz görebilir. Aynı şekil de sağcı da solcuyu yeterli araştırmayı yapmamış ve bilgisiz birisi olarak görebilir. Şimdi yukarıdaki çıkarımı kullanarak bu iki insanın oturup konuşmaya, tartışmaya çalışmaması saçmalık olur. Burada oturup konuşulan siyasetse ve taraflar gerçekten argüman sunma yeteneğine sahipse elbette oturup saatlerce konuşacaklar. Benim yukarıda bahsettiğim kaçmanız gereken insanlar genelde boş konuşurlar. Önemsiz bir konudan bahsedip dururlar. Gereksiz ayrıntılara takılırlar. Sadece zaman kaybı.

En çok beraber olduğunuz beş insana benzersiniz. Dikkatli seçin.

Nerdeeen, nereye…

Çok erken doğmuşum diye düşünüyorum bazen. Ben doğduğumda daha bilgisayarlar emekleme aşamasındaydı. Her ne kadar erken yaşta başlamış olsam da bilgisayar kullanmaya yine de şimdikiler kadar hızlı değildim. Keşke daha erken doğsaydım da teknolojinin sınırlarını nereye kadar genişleteceğini görme fırsatım olsaydı. Evet daha çok zamanım var biliyorum ama yine de ben öldükten sonra da bir sürü şey geliştirilecek. Aklımızı başımızdan alacak ürünler üretilecek. Birisi ben ölene kadar ölümsüzlüğü bulamazsa ya da Dünya’nın sonu gelmezse mutsuz öleceğim gibi geliyor.

Bari ben yaşayamıyorum, adım yaşasın. Ben yaşamış ve ardından yok olmuş sıradan bir insan olmak istemiyorum. Ben öldükten sonra da adım yaşasın istiyorum. Biliyorum, size YGS Türkçe sorularındaki paragraflar gibi geliyor bu ama bunu gerçekten istiyorum. Belki de sıradan çocuksu bir düşünce olduğuna inanıyorsunuz. İstediğinize inanın. Hayattaki amacım yararlı bir şeyler yapmak. Neden bunu söylediğinizde insanlar size hayalperest, aklı havada ya da deli muamelesi yapıyorlar anlamıyorum. Ama kalıcı olmayı başaranlar zaten sıradan insanlara göre farklıdır ve insanlar kendilerinden farklı olanları “Deli” diye damgalamaya alışmışlardır.

Ben bu blog’u neden yazıyorum? Şu aşamada hiç bir şey üretmiyor olsamda en azından “bende varım!” demek istiyorum. Bende yaşıyorum. Etrafınızdaki sıradan insanlara bakın, kız peşinde koşan erkekler, erkeklerin dedikodusunu yapan kızlar, evde oturup kocakarı programları izleyen insanlar, iş yok diye yan gelip yatanlar, sırf bir işe girip çalışmak istemediği için boş boş takılıp baba parası yiyenlerle dolu etrafımız.

Başkasının parasıyla yaşamak, ki bu babanın parası bile olsa, çok rahatsız edici değil mi sizin içinde ? Siz kendinizi aciz hissetmiyor musunuz? Resmen üzerimde bir eziklik varmış gibi hissettiriyor bu bana…

Ölmekten hiç bir zaman korkmadım, tek korktuğum yok olmak.

Leonardo da Vinci deliyse, Steve jobs deliyse, Einstein deliyse, Galileo Galilei deliyse, Darwin deliyse, Larry page ve Sergey brin deliyse, Bill gates deliyse, Steve wozniak deliyse Evet, bende deliyim!

Delilikle dahilik arasındaki ince çizgide yürümeye çalışıyorum ama sorhoş gibiyim, çizgiye basamıyorum…

Saygıyı hak etmek

Saygı nedir? Öncelikle bunu bir belirtelim.

“Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram”

Pekii. Şimdi. Bu tanımı Tdk’nın web sitesinden aldım be burada bu tanımı yorumlamak gerekirse resmen saçmalık. Tanımdaki tek doğru bölüm dikkatli ve özenli davranma ve bunun bir duygu olduğudur. Çünkü zaten herkes, herkese dikkatli, özenli ve seviyeli davranmalıdır. Asıl sorun geri kalan kısım. Kimlere saygı göstereceğimizi başklarının belirlemesi. Nasıl olurda benim saygı göstereceğim insanları başkaları seçer? Şöyle bir şey var:

“Ne olursa olsun, o senin büyüğün.” Valla mı? Lan de get. İnsan istediği kadar yaşlı olsun salaksa ve saygıyı hak etmediğini düşünüyorsan göstermek zorunda değilsin. Bir de hürmet kısmı var. Ne hürmeti yahu? Bu hürmet bölümünü herkesin herkese göstermek zorunda olduğu saygı tanımından çıkarmak gerek. Aslında kimse kimseye hürmet göstermek zorunda değil. Babanız sizi yetiştirmiş ve bunu yapmak içinde ömrünün çok büyük bir bölümünü harcamış olabilir o zaman babanızın saygıyı ve hürmeti hak ettiğini düşünebilirsiniz. Ama sizden büyük olan ve ne hürmeti ne saygıyı ne de hak etmeyen insanlar var. Ne yani bu adam benden büyük diye ona saygı mı gösterecekmişim birde. Ne yapmış ki bu ? Tüketmek dışında bir fark yaratıp da bir şey bırakmış mı Dünya’ya?

Bazen Otobüsde yaşlı birisine yer verdiğimde düşünüyorum. Acaba doğru olanı mı yaptım? Acaba o adam orada oturmayı gerçekten hak ediyor mu? Acaba bu yaşa kadar ömrünü barlarda,sinemalarda,partilerde gezerek eğlenerek mi geçirdi? Acaba gerçekten doğru düşünebilen vatandaşlar mı yetiştirdi bu ülke için? Yoksa sadece evlilik dışı bir cocuğu olacağını öğrendiği için kadını bırakıp Anadoludan İstanbul’a göç eden bir köylü mü? Acaba hırsız mı? Acaba bencil mi? Yoksa çok iyi, masum, harika bir ailesi olan bir dede mi? Acaba bu yaşına gelmiş olmasına rağmen kendini geliştirmeye çalışıyor mu yoksa “tamam daha benim ömrüm bu kadar, bana dokunmayın da rahat rahat rutin hayatımı yaşayayım.” diyen cahil ve korkak birisi mi?

Bence saygı göstereceğimiz insanı kendimiz seçmeliyiz. Bence en çok saygı gösterilmesi gereken ve bunu en çok hak eden insanlar sanattçılar ve bilimadamlarıdır. Çünkü onlar bir şeyler katıyorlar hayata. Ot gibi yaşayıp gitmiyorlar. Dünya’yı daha iyi bir yer yapmaya çalışıyorlar. Şimdi insanlarda bir duyarsızlık çıkmış ki çok kötü. Her şeye “bana ne” “beni ne ilgilendirir” şeklinde bir yorum getiriyorlar. Tek yaptıkları sinemaya gitmek, gezmek tozmak, eğlenmek. Paylaşım sitelerinde de bunu destekleyen yazılar yok mu? Adamı öldürüyor. Ne saçma, ne salakça bir akımdır bu be. Herkes kendini mutlu etme derdinde, “ben mutluysam sorun yok. Hayat güzel.” diye düşünüyor.

Hiç kimse saygıyı yaşlı olduğu için hak etmez! Ancak gençliğinde çalıştığı için hak edebilir.

Ayrıca bir de değinmeden geçemeyeceğim tanımdaki “Duygu” kelimesi. Resmen duygu. Bu bir duygudur kimse sana ne hissetmen gerektiğini söyleyemez. Annen birisine saygı göstermen gerektiğini söylediğinde sen bunu hissetmezsin. Sadece yaparsın. O zaman tam anlamıyla saygı göstermiş de olmazsın. Nasıl ki birisi sana “mutlu ol” dediğinde mutlu olamayacağın gibi aslında saygılı olmuş olmazsın. Onlar senin saygılı olduğunu düşünür.

Bununla ilgili güzel bir hikaye:

İstiklal Marşımızın şairi Mehmed Akif, hastaymış. Yatıyormuş. Odasına bir ziyaretçi girmiş. “Geçmiş olsun” demiş.
Akif rahatsızlığına rağmen, saygı gereği ayaklarını toplamış.
Hal hatır faslından sonra, adam yüzünde büyük bir hayret ifadesiyle şu soruyu yöneltmiş:
– Hocam, gökkuşağının altından erkek geçerse kadın, kadın geçerse erkek olurmuş. Bu doğru mu?
Bu saçma soru üzerine Akif mırıldanarak:
– Artık ayaklarımı uzatabilirim, demiş.

Akıl yaşta değil, baştadır. : Bir kimsenin yaşı büyümekle aklı da büyümez. Nice gençler vardır ki kendilerinden çok yaşlı olanlardan daha akıllıdırlar.

Bir dahaki sefere tam olarak tanımadığınız birisinin elini öpmeden önce bir kez daha düşünün, belkide onun sizin elinizi öpmesi gerekiyordur.

Vejetaryenlik Hakkında

Vejetaryenlik hakkında hazırladığım yazı yeni bitti. Yeni sayfa olarak ekledim. Buyrun okuyun öğrenin. Buradan ya da yukardaki menüden ulaşabilirsiniz. Hep kendinizi düşünmeyin.

Hayaller , İlişkiler ve Değerler

Bazen… Bir şey oluyor , moralim bozuluyor , üzülüyorum ya da pişman oluyorum biraz üzüldükten sonra da kendimi mantıklı olmaya davet edip “Aman , değer mi ? Değmez. Niye üzülüyorum ki.” diye düşünüyorum. Aslında insanın Dünya’daki saçma sapan duygusal meselelere karşı en güçlü savunma silahı mantıkdır. En duygusal açıdan çökmüş anınızda bile durup , “Bir dakikalığına mantıklı düşünelim.” diyip bunu yaparsanız zaten ne sıkıntınız kalır ne başka bir sorununuz.

Hiç bir zaman bir insandan beklentinizi yüksek tutmayın. Ne kadar yüksek tutarsanız – o gün geldiğinde – o kadar mutsuz olursunuz.

Her zaman asıl istediğinizin ne olduğunu bilin. Hem böylece seçim yapmanız daha kolay olur. Hikaye uydurmak gerekirse :

Diyelim ben Türkiye’de bir bayana aşık olmuşum. (I don´t think so either. 😀 ) Biz bu bayanla planlarımızı falan filan yapmışız ama o da ney! Bana U.S.A.’dan bir iş teklifi geliyor hemde gayet iyi bir şirkette. Tam da yapmak istediğim iş! Kıza söylüyorum “Gel gidelim , orası daha iyi rahat rahat yaşarız.” diye anlatmaya çalışıyoruz. Yok. Anlamıyor “Ben ailemden uzağa gidemem.” diyor. E yani madem kızın kararı kesin o zaman seçme şansı olan benim. Bunu “medeni insanlar gibi” konuşarak hayatta halledemezsiniz. Uzak mesafeli ilişkilerin ne kadar boka sardığını hepimiz biliyoruz zaten.

Eğer önceliklerime önceden karar vermişsem zaten seçmek zor olmaz. Bunu düşünmek için illaki böyle bir olayın başımıza gelmesini beklersek sıçtık demektir. Ben zaten kararımı verdim bir tarafta çocukluğumdan beri hayalim olan iş var , Dünya’yı değiştirmek var , öbür tarafta en fazla olsa olsa beş sene önce tanıştığım bir kız var. Ayrıca sırf kendisiyle beraber olmam için hayallerimden vazgeçmemi isteyen bir kızda bencildir zaten. Tabiiki basar giderim. Düşünmem bile hata. Türkiye’de saçma sapan bir şirketin saçma sapan bir bölümünde çalışarak ömür boyu maddi sıkıntı çekerek çekirdek ailemi geçindirmeye çalışmaktansa giderim orada doğru düzgün kaldırımları olan bir ülkede yürürüm en azından. Sırf bu yüzden bile giderim. Ümraniye’de ki kaldırımları gördünüz mü siz hiç? İnsanların ayakları takılsın diye , özel imalat. Bu kadar saçma bir şey olamaz. Ucuz diye mi yapıyorlar arasına toz toprak dolsun da maliyet azalsın diye mi anlamadım.

Yani?

  1. Birisi moralinizi bozuyorsa o insan moralinizi bozmaya değmez. Çünkü size değer vermiş olsaydı moralinizi bozmazdı. Demek ki vermiyor. Size değer vermeyene siz de değer vermeyin.
  2. Mantık her şeyin üstündedir. Duygularınıza yenik düşmeyin.
  3. Önceliklerinizi bilin.
  4. Yine konu bütünlüğünün içine sıçtım.
  5. Benden edebiyatçı olmaz.