Flash Drive ve SSD (Solid State Disk) Arasındaki Farklar

Muhtemelen Apple ürünlerinde karşılaşmış olduğunuz bir tabirdir Flash Drive. Ben de bir Macboo’un özelliklerini incelerken ilk kez karşılaştım bu tabirle. Bazı insanlar Flash Drive’ın SSD’den daha hızlı olduğunu söylüyorlardı, biraz araştırma yaptım ve öğrendiklerimi sizinle paylaşmak istedim. Öncelikle SSD nedir buna odaklanalım. Wikipedia der ki:

SSD İngilizce: Solid State Drive Türkçe Katı Hal Sürücü , veri depolamak için geliştirilmiş sabit disklerin yerini alan veri depolama aygıtıdır. Mekanik bir sabit diskin maksimum yazma hızı ortalama 150mb/sn iken SSD’lerde bu hız 560mb/sn’dir. En büyük avantajları; Isı, ses, düşük enerji sarfiyatı ve mekanikliğin ortadan kalkması. SSD’lerin çalışma mantığı RAM’ler ile aynı. Yani Rastgele Erişilebilir Bellek RAM (random acces memory). Veri yolları her mikroçipe paralel bağlanarak istenilen bilgiye eş zamanlı olarak erişilebilir. Bu nedenle SSD’ler çok yüksek hızlara erişebilir.

SSD lerden önce kullanılan HDD diskler içlerinde hareketli parçalar bulunduruyordu. Bu yüzden cihazın çalışırken hareket ettirilmesi harddiskin bozulmasına neden oluyordu. SSD ler ile artık bilgisayarlarımızın hafızaları için hareketli parçalar kullanmak zorunda kalmıyoruz. HDD’lerden çok daha hızlı olması da onları daha mükemmel yapıyor.

Flash Drive ve SSD arasındaki fark ne?

Hiç bir şey. SSD ile Flash Drive aynı şeydir. Apple nedense SSD demek yerine Flash Drive (Türkçe olarak da Katı Hal sürücüsü) diyor. Diğer neredeyse bütün şirketler aynı ürünü SSD diye satacaktır. İnternette dolaşan Flash Drive’ın daha hızlı olduğuna dair hurafelere de kulak asmamanız iyi olur. 🙂

Futbol

Amaan pırt. Ne bu abartı yahu. Hiç bir zaman futbol’a ilgi duymadım. Hiç “Lan o maç var,bu maç var izleyelim! İdda oynayalım.” falan da demedim.

Hatta İdda nasıl oynanır onu da bilmiyorum yani. Saçma abi, millet sürekli para yatırıyor kırk yılın başında bir 50tl kazanıyor sonra “Lan ben İdda’dan 50tl kazandım.” oluyor. Abi yatırdıklarını çıkarmışsın işte abartacak bir şey yok. Fazla sevinme. 😀

İyi ki bir maç oldu artık bütün gün bunun hakkında tweet atarlar dostlarımız. Hani güzel olabiliyor maça gitmek beraber eğlenmek enerji atmak ama bilmiyorum yani, konser falan daha mantıklı sanki. Maçta sürekli birileri birilerinin anasına sövüyor, kimse rahat durmuyor ki 😀 Hani kazanan tarafın taraftarları ne kazanıyor onu da anlamıyorum.

Sonra bunun bir de muhabbet aşaması var maçtan bir hafta önce başlar, maçtan bir hafta sonraya kadar gider. İşte bizde o var sizde şu var, bu sakat şu sakar. Valla maçı kaybeden adam da kazanan adamda hiç bakmıyor parasını alıyor. Umrunda mı Dünya? 😀 Siz burada boş boş çenenizi yorun. Yani zamanını böyle şeylerden bahsetmek için harcayan insanlara acıyorum gerçekten. Bir de takımlarını nasıl savunuyorlar, kavga ediyorlar falan. Değmez. Cidden. Şuna bak yahu. Rezalet, acıyorum insanlarımıza.

Mr. Murphy

Bu Murphy adlı dostumuzu siz de duymuşsunuzdur eminim. 😀 Duymadıysanız biraz bahsedelim:

  • Edward Aloysius Murphy, Jr. (d. Panama Kanal Bölgesi 11 Ocak 1918 – ö. 17 Temmüz 1990), 1918 doğumlu ABD Hava Kuvvetlerinde 1949’da roketler üzerine deney yapan mühendislerden biridir. İnsan üzerine ivmelenmenin etkilerini incelemişti (usaf proje mx981). Deneylerden birisinde bir pilot üzerine 16 değişik noktaya akselometre takılması gerekiyordu. Sensör bir yapıştırıcı ile ancak iki türlü takılabiliyordu ve birisi 16 sensörün tamamını da yanlış takmayı becerdi. Bunun üzerine Murphy, daha sonra kanun olarak nitelendirilecek ilk söylemlerini bir basın toplantısında açıkladı. Birkaç ay içinde “Murphy Kanunları” mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958’de de nihayet webster’in sözlüğüne girdi.1990 yılında hayata veda etti.”
  • Peki, kanunları neler bu dostumuzun? Genel olarak on kural vardır. Bunlar:
  1. Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
  2. Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
  3. Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
  4. Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.
  5. Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
  6. Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
  7. Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
  8. Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir.
  9. Çözülen her problem yeni problemler yaratır.
  10. Hiç bir şey göründüğü kadar kolay değildir.

Şimdi artık bildiğinize göre size sormak istediğim bir şey var buna inanıyor musunuz yoksa inanmıyor musunuz?

  • Murphy Kanunlarına gerçekten inanan insanların olmasına inanamıyorum. Aslında anlatmak istediğim şu: evet, geçen gün aradığın yaprak test dosyanın en altındaki test olmuş olabilir. Sen de bunu görüp “O kadar baktım en alttaymış!” demiş olabilirsin. Ama bu Murphy Kanunlarının her zaman geçerli olduğu anlamına gelmez ki. Çünkü eğer sen o testi en üstte veya ortalarda bulsaydın sana gayet normal gelecekti ve hiç şaşırmayacaktın. Doğal olarak dikkat etmeden geçeceğin bir ayrıntı olarak unutulacaktı. Ama olduğu zaman (Her zaman ihtimal vardır) sen buna şaşırıp “İşte, Murphy Kanunları iş başında!” diyorsun.
  • Şimdi, mantık bunun neresinde? Sen de biliyorsun ki genellikle en altta bulmuyorsun. En yakın zamanı hatırla. Aradığın şeyi hemen buldun ama dikkatini çekmedi ve biraz sonra hafıza bölümünün karanlık taraflarına doğru itilecektir.(Silinmez! Her şeyi hatırlayamasanız da hepsi beyninizde depolanmaktadır.) Doğal olarak sana birisi Murphy Kanunlarından bahsettiğinde sadece en son baktığın yerde bulduğun şeyleri hatırlayacak ve “Aaa doğru geçengün şey oldu…” diyeceksin.
  • Ayrıca Murphy Kanunları resmen karamsarlık dolu. Bunlara inanan bir insan başarılı olamaz ki. Her şeyin berbat olacağına baştan koşullarsanız kendinizi, zaten berbat olmuştur bile.
  • Ama Murphy’den sonra ortaya çıkarılmış başka kanunlarda var ki bazılarına gerçekten hak veriyorum örneğin favorim olan:

Aileniz sizin ders çalıştığınız zamanlarınızı değil, sadece çalışmadığınız zamanlarınızı görür.

    Gerçekten doğru. Ne zaman ara versem ya annem eve gelir ya da babam. E doğal olarak “Sabahtan akşama kadar yatıyorsun!” gibi laflara maruz kalıyorum. 😀 Buna hak vermeyecek öğrenci bence yoktur.
  • Başka bir kanun ise:

Her zaman diğer şerit daha hızlı akar.

  • Yani. Böyle bir şey olmaz. Araba kullananlar veya arka koltuktan gözlemleyenler (benim gibi 😀 ) bilir. Ne zaman şerit değiştirirseniz diğer şerit birden bire sanki sel olur, yel olur akar gider. Sizde “Bu şerit daha hızlı, buraya geçeyimde daha çabuk varalım gideceğimiz yere.” şeklinde yaptığınız çıkarım ve karşınızda yanan kocaman kırmızı fren ışıkları ile kalakalırsınız. Gerçi bir neden bulmaya çalışırsak eğer büyük bir çoğunluk sizin gibi düşünüyorsa herkes şerit değiştirir ve bu sefer herkes yine aynı şerite geldiği için trafik olur. Öbür taraf boşalmış olacağından hızlanır. Aynı şey tekrarlanırsa yine eski şeridinizin daha hızlı aktığını fark edersiniz. 😀 Tabii bunu akıl edip de şerit değiştirmezseniz sizin hızlı şeritte yol alma olasılığınız var. Ama diğerleride bunu akıl ederse yine tıkanırsınız. Tabii diğerleri bunu da akıl ederse… diye sonsuza kadar gider bu 😀
  • Değişik bir kanun daha:

Aptalsa ve çalışıyorsa, aptal değildir.

Aslında çevre baskısı çalışmasına neden oluyor olabilir. O zaman doğal olarak kişi safkan aptaldır. Çünkü çalışması gerektiğini kendisi değil ailesi fark etmiş ve onun çalışmasını sağlamıştır. Üniversite’de afallamaya mahkumdur bu modeller.

  • Böyle yani. Bununla ilgili bir derleme kitap var elimde buraya link koyuyorum isteyen olursa alsın okusun. Yani, bende gerçek olduğundan değil komik olduğundan okudum. 😀
  • Kitaba bakmak için Tıkla.

Yer misin, yemez misin?

Biyogüvenlik Kurulu 13 GDO’lu mısır çeşidinin ithalatına onay verdi. Şu an 9 yeni mısır çeşidinin ithalatını halkın görüşüne açtılar.

Bunu engellemek için yüzbinlerce kişinin Kurul’a tepkisini bildirmesi gerekli.

GDO hakkında her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Bize sadece hayvan gıdalarında kullanılacağını söylüyorlar ama GDO ile beslenen hayvanlardan gelecek ürünlerin bizi nasıl etkileyeceğini açıklamıyorlar. Üstelik sırada insan gıdaları da var. Sağlığımızla ve geleceğimizle oynuyorlar.

Bizim onlara söylecek tek bir sözümüz var: Yemezler!

Yemezler diyoruz çünkü biz soframızdaki etin, sütün, yumurtanın, peynirin nereden geldiğini, çocuklarımızı neyle beslediğimizi bilmek istiyoruz. Yemezler diyoruz çünkü biz maddi çıkarlar uğruna sağlığımızın feda edilmesine karşı çıkıyoruz.

Soframızda GDO’lu ürün istemiyorsak her yerde “Yemezler” demeliyiz. Bu nedenle, bugün sabah Eminönü’nde toplandık ve GDO’lu yemlerle beslenmek istemeyen ineğimiz mısır koçanlarını, boş süt kutularını silindirle ezdi.

Sen de “ben bunları yemem” diyorsan şimdi tam zamanı. GDO kampanyamıza katıl, adına açılacak “Yemezler” sayfanı paylaş, paylaştıkça rozet topla, GDO çılgınlığına sen de dur de.

Şimdi hep birlikte haykıralım: Yemezler!

GDO’nun zararını bilmeyen kalmamıştır herhalde ama yinede bu dökümanı incelemenizi tavsiye ederim:Gdo.pdf

Vejetaryenlik Hakkında

Vejetaryenlik hakkında hazırladığım yazı yeni bitti. Yeni sayfa olarak ekledim. Buyrun okuyun öğrenin. Buradan ya da yukardaki menüden ulaşabilirsiniz. Hep kendinizi düşünmeyin.