Termal Macun Nasıl Sürülür? Nasıl Temizlenir? Ne işe yarar?

Merhaba,

Öncelikle size son zamanlarda yaşadığım bir sorundan bahsetmek istiyorum. Bilgisayarım hiç bir oyunda kapanmamasına rağmen Battlefield 3’de yarım saat oynadıktan sonra kapanıyordu. Power supply’ımı bozdu ve yenisini almak zorunda kaldım. Ardından bilgisayara format atıp oyunu tekrar kurduğumda yine aynı şey olmaya başladı. İşin garibi diğer oyunlarda hiç bir sorun yokken sadece Battlefield 3′ de başıma gelmesi. Daha sonra sordum soruşturdum. CPU ısınmasından kaynaklanabileceğinden bahseden yazılar buldum. CPU ısısı ölçen Core Temp diye bir program buldum indirdim. Farklı yazılımlarda CPU sıcaklıklarını ölçtüm.

CPU: AMD PHENOM II X3 710 (HEKA)
Chrome: 48C
Call Of Duty 4 Modern Warfare : 81C
Battlefield 3: 92C

Ardından ısının fazla olduğunu farkettiğim için kasayı açtım ve macunun işe yaramaz hale geldiğini farkettim. Bunun üzerine bir Thermal Take T2 aldım. Önce eskisini çıkardım. Bunun için özel sıvılar varmış aseton da kullanabilirsiniz ama bende ikisi de olmadığı için ıslak mendil, kolonya ve pamuk kullanarak temizleyebildiğim kadar temizledim. thermal_pasteMacunu ince bir tabaka halinde sürdüm ve yeni macun sonrasındaki ısı ölçümlerini yaptım.

Chrome: 28C
Call Of Duty 4 Modern Warfare : 42C
Battlefield 3: 47C

Gerçekten fark inanılmaz. Yarı yarıya bir ısı düşüşü oldu ve kapanma sorunu da çözüldü.

Bilgisayarınız birden bire kapanıyorsa herkes ilk önce PSU’den şüphe ediyor. Bu yüzden ben de sorunun CPU ısınmasından olabileceğini düşünemedim. Yeni bir PSU ya da CPU almadan önce

  1. Bilgisayarın içini iyice temizleyin. Fanların tozlanması fazla ısınmaya sebep olabilir.
  2. Fanınız CPU’nuzu soğutacak kadar güçlü mü? Emin olun.
  3. Macun yoksa sürün, eskimişse yenileyin.

Bunları kontrol etmeden yeni işlemci alarak gerek yokken paranızı çöpe atmayın. İşlemci üzerine macun sürerken olabildiğinde düz ve ince sürmeye çalışın. Bazı macunların yanında spatula tarzı bir çubuk oluyor. Bazılarında yok malesef. Bir karton ya da bir bıçağın arkasını kullanabilirsiniz. Sağa sola bulaştırmasanız iyi olur kolay kolay çıkmıyor termal macun. İnternette ucuz termal macunlar da var ama ben tavsiye etmem 6 tl fark için ne olduğu belirsiz bir ürün satın alıp elimizde kalması ihtimalini göze almaya değmez.

 

Saygıyı hak etmek

Saygı nedir? Öncelikle bunu bir belirtelim.

“Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram”

Pekii. Şimdi. Bu tanımı Tdk’nın web sitesinden aldım be burada bu tanımı yorumlamak gerekirse resmen saçmalık. Tanımdaki tek doğru bölüm dikkatli ve özenli davranma ve bunun bir duygu olduğudur. Çünkü zaten herkes, herkese dikkatli, özenli ve seviyeli davranmalıdır. Asıl sorun geri kalan kısım. Kimlere saygı göstereceğimizi başklarının belirlemesi. Nasıl olurda benim saygı göstereceğim insanları başkaları seçer? Şöyle bir şey var:

“Ne olursa olsun, o senin büyüğün.” Valla mı? Lan de get. İnsan istediği kadar yaşlı olsun salaksa ve saygıyı hak etmediğini düşünüyorsan göstermek zorunda değilsin. Bir de hürmet kısmı var. Ne hürmeti yahu? Bu hürmet bölümünü herkesin herkese göstermek zorunda olduğu saygı tanımından çıkarmak gerek. Aslında kimse kimseye hürmet göstermek zorunda değil. Babanız sizi yetiştirmiş ve bunu yapmak içinde ömrünün çok büyük bir bölümünü harcamış olabilir o zaman babanızın saygıyı ve hürmeti hak ettiğini düşünebilirsiniz. Ama sizden büyük olan ve ne hürmeti ne saygıyı ne de hak etmeyen insanlar var. Ne yani bu adam benden büyük diye ona saygı mı gösterecekmişim birde. Ne yapmış ki bu ? Tüketmek dışında bir fark yaratıp da bir şey bırakmış mı Dünya’ya?

Bazen Otobüsde yaşlı birisine yer verdiğimde düşünüyorum. Acaba doğru olanı mı yaptım? Acaba o adam orada oturmayı gerçekten hak ediyor mu? Acaba bu yaşa kadar ömrünü barlarda,sinemalarda,partilerde gezerek eğlenerek mi geçirdi? Acaba gerçekten doğru düşünebilen vatandaşlar mı yetiştirdi bu ülke için? Yoksa sadece evlilik dışı bir cocuğu olacağını öğrendiği için kadını bırakıp Anadoludan İstanbul’a göç eden bir köylü mü? Acaba hırsız mı? Acaba bencil mi? Yoksa çok iyi, masum, harika bir ailesi olan bir dede mi? Acaba bu yaşına gelmiş olmasına rağmen kendini geliştirmeye çalışıyor mu yoksa “tamam daha benim ömrüm bu kadar, bana dokunmayın da rahat rahat rutin hayatımı yaşayayım.” diyen cahil ve korkak birisi mi?

Bence saygı göstereceğimiz insanı kendimiz seçmeliyiz. Bence en çok saygı gösterilmesi gereken ve bunu en çok hak eden insanlar sanattçılar ve bilimadamlarıdır. Çünkü onlar bir şeyler katıyorlar hayata. Ot gibi yaşayıp gitmiyorlar. Dünya’yı daha iyi bir yer yapmaya çalışıyorlar. Şimdi insanlarda bir duyarsızlık çıkmış ki çok kötü. Her şeye “bana ne” “beni ne ilgilendirir” şeklinde bir yorum getiriyorlar. Tek yaptıkları sinemaya gitmek, gezmek tozmak, eğlenmek. Paylaşım sitelerinde de bunu destekleyen yazılar yok mu? Adamı öldürüyor. Ne saçma, ne salakça bir akımdır bu be. Herkes kendini mutlu etme derdinde, “ben mutluysam sorun yok. Hayat güzel.” diye düşünüyor.

Hiç kimse saygıyı yaşlı olduğu için hak etmez! Ancak gençliğinde çalıştığı için hak edebilir.

Ayrıca bir de değinmeden geçemeyeceğim tanımdaki “Duygu” kelimesi. Resmen duygu. Bu bir duygudur kimse sana ne hissetmen gerektiğini söyleyemez. Annen birisine saygı göstermen gerektiğini söylediğinde sen bunu hissetmezsin. Sadece yaparsın. O zaman tam anlamıyla saygı göstermiş de olmazsın. Nasıl ki birisi sana “mutlu ol” dediğinde mutlu olamayacağın gibi aslında saygılı olmuş olmazsın. Onlar senin saygılı olduğunu düşünür.

Bununla ilgili güzel bir hikaye:

İstiklal Marşımızın şairi Mehmed Akif, hastaymış. Yatıyormuş. Odasına bir ziyaretçi girmiş. “Geçmiş olsun” demiş.
Akif rahatsızlığına rağmen, saygı gereği ayaklarını toplamış.
Hal hatır faslından sonra, adam yüzünde büyük bir hayret ifadesiyle şu soruyu yöneltmiş:
– Hocam, gökkuşağının altından erkek geçerse kadın, kadın geçerse erkek olurmuş. Bu doğru mu?
Bu saçma soru üzerine Akif mırıldanarak:
– Artık ayaklarımı uzatabilirim, demiş.

Akıl yaşta değil, baştadır. : Bir kimsenin yaşı büyümekle aklı da büyümez. Nice gençler vardır ki kendilerinden çok yaşlı olanlardan daha akıllıdırlar.

Bir dahaki sefere tam olarak tanımadığınız birisinin elini öpmeden önce bir kez daha düşünün, belkide onun sizin elinizi öpmesi gerekiyordur.

Mr. Murphy

Bu Murphy adlı dostumuzu siz de duymuşsunuzdur eminim. 😀 Duymadıysanız biraz bahsedelim:

  • Edward Aloysius Murphy, Jr. (d. Panama Kanal Bölgesi 11 Ocak 1918 – ö. 17 Temmüz 1990), 1918 doğumlu ABD Hava Kuvvetlerinde 1949’da roketler üzerine deney yapan mühendislerden biridir. İnsan üzerine ivmelenmenin etkilerini incelemişti (usaf proje mx981). Deneylerden birisinde bir pilot üzerine 16 değişik noktaya akselometre takılması gerekiyordu. Sensör bir yapıştırıcı ile ancak iki türlü takılabiliyordu ve birisi 16 sensörün tamamını da yanlış takmayı becerdi. Bunun üzerine Murphy, daha sonra kanun olarak nitelendirilecek ilk söylemlerini bir basın toplantısında açıkladı. Birkaç ay içinde “Murphy Kanunları” mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958’de de nihayet webster’in sözlüğüne girdi.1990 yılında hayata veda etti.”
  • Peki, kanunları neler bu dostumuzun? Genel olarak on kural vardır. Bunlar:
  1. Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
  2. Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
  3. Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
  4. Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.
  5. Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
  6. Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
  7. Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
  8. Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir.
  9. Çözülen her problem yeni problemler yaratır.
  10. Hiç bir şey göründüğü kadar kolay değildir.

Şimdi artık bildiğinize göre size sormak istediğim bir şey var buna inanıyor musunuz yoksa inanmıyor musunuz?

  • Murphy Kanunlarına gerçekten inanan insanların olmasına inanamıyorum. Aslında anlatmak istediğim şu: evet, geçen gün aradığın yaprak test dosyanın en altındaki test olmuş olabilir. Sen de bunu görüp “O kadar baktım en alttaymış!” demiş olabilirsin. Ama bu Murphy Kanunlarının her zaman geçerli olduğu anlamına gelmez ki. Çünkü eğer sen o testi en üstte veya ortalarda bulsaydın sana gayet normal gelecekti ve hiç şaşırmayacaktın. Doğal olarak dikkat etmeden geçeceğin bir ayrıntı olarak unutulacaktı. Ama olduğu zaman (Her zaman ihtimal vardır) sen buna şaşırıp “İşte, Murphy Kanunları iş başında!” diyorsun.
  • Şimdi, mantık bunun neresinde? Sen de biliyorsun ki genellikle en altta bulmuyorsun. En yakın zamanı hatırla. Aradığın şeyi hemen buldun ama dikkatini çekmedi ve biraz sonra hafıza bölümünün karanlık taraflarına doğru itilecektir.(Silinmez! Her şeyi hatırlayamasanız da hepsi beyninizde depolanmaktadır.) Doğal olarak sana birisi Murphy Kanunlarından bahsettiğinde sadece en son baktığın yerde bulduğun şeyleri hatırlayacak ve “Aaa doğru geçengün şey oldu…” diyeceksin.
  • Ayrıca Murphy Kanunları resmen karamsarlık dolu. Bunlara inanan bir insan başarılı olamaz ki. Her şeyin berbat olacağına baştan koşullarsanız kendinizi, zaten berbat olmuştur bile.
  • Ama Murphy’den sonra ortaya çıkarılmış başka kanunlarda var ki bazılarına gerçekten hak veriyorum örneğin favorim olan:

Aileniz sizin ders çalıştığınız zamanlarınızı değil, sadece çalışmadığınız zamanlarınızı görür.

    Gerçekten doğru. Ne zaman ara versem ya annem eve gelir ya da babam. E doğal olarak “Sabahtan akşama kadar yatıyorsun!” gibi laflara maruz kalıyorum. 😀 Buna hak vermeyecek öğrenci bence yoktur.
  • Başka bir kanun ise:

Her zaman diğer şerit daha hızlı akar.

  • Yani. Böyle bir şey olmaz. Araba kullananlar veya arka koltuktan gözlemleyenler (benim gibi 😀 ) bilir. Ne zaman şerit değiştirirseniz diğer şerit birden bire sanki sel olur, yel olur akar gider. Sizde “Bu şerit daha hızlı, buraya geçeyimde daha çabuk varalım gideceğimiz yere.” şeklinde yaptığınız çıkarım ve karşınızda yanan kocaman kırmızı fren ışıkları ile kalakalırsınız. Gerçi bir neden bulmaya çalışırsak eğer büyük bir çoğunluk sizin gibi düşünüyorsa herkes şerit değiştirir ve bu sefer herkes yine aynı şerite geldiği için trafik olur. Öbür taraf boşalmış olacağından hızlanır. Aynı şey tekrarlanırsa yine eski şeridinizin daha hızlı aktığını fark edersiniz. 😀 Tabii bunu akıl edip de şerit değiştirmezseniz sizin hızlı şeritte yol alma olasılığınız var. Ama diğerleride bunu akıl ederse yine tıkanırsınız. Tabii diğerleri bunu da akıl ederse… diye sonsuza kadar gider bu 😀
  • Değişik bir kanun daha:

Aptalsa ve çalışıyorsa, aptal değildir.

Aslında çevre baskısı çalışmasına neden oluyor olabilir. O zaman doğal olarak kişi safkan aptaldır. Çünkü çalışması gerektiğini kendisi değil ailesi fark etmiş ve onun çalışmasını sağlamıştır. Üniversite’de afallamaya mahkumdur bu modeller.

  • Böyle yani. Bununla ilgili bir derleme kitap var elimde buraya link koyuyorum isteyen olursa alsın okusun. Yani, bende gerçek olduğundan değil komik olduğundan okudum. 😀
  • Kitaba bakmak için Tıkla.

Magnet Nedir? Nasıl Kullanılır? Nasıl ilişkilendirilir?

Son yapılan açıklamalara göre Dünya’nın en büyük torrent paylaşım sitesi The piratebay .torrent uzantılı dosyaları indirmeye sunmayı bırakmaya karar verdi. Magnet nedir diye soracak olursanız; Magnet .torrent dosyası elimizde olmasa bile torrent’i indirmemize yardımcı olacak bir linktir aslında. Torrent Nedir? Nasıl Kullanılır? başlıklı yazımda torrent dosyaları kullanarak indirmeyi anlatmıştım. Şimdilik torrent dosyaları kaldırılmamış olduğu için oradaki anlatım geçerlidir. Torrent dosyaları kaldırıldığında ise indirmeyi Magnet ile yapmamız gerekecek bende size bu başlıkta magnet kullanımını anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle önceki konuda anlattığım kurulum işlemleri ve DNS ayarlarını aynı şekilde yapıyoruz. Sıra indirmeye geldiğinde öncelikle indireceğimiz dosyayı buluyoruz:

Bu sefer “Get Torrent File” ‘ a değil de “Get This Torrent” yazısına tıklıyoruz. Eğer tarayıcınız .magnet dosyalarını torrent programınız ile ilişkilendirmişse çok güzel bir şekilde torrent programınız açacaktır. Torrent dosyasını indirmiş gibi indirme pencereniz açılacaktır. Burada Torrent dosyasına nazaran daha az bilgi görebilirsiniz. Genellikle de dosyaları seçemezsiniz siz onaylayıp indirmeye başlattığınızda en geç bir kaç dakika içerisinde torrent programınız indirmelerin yapıldığı dizine indirdiğiniz dosyanın bir klasörünü oluşturacaktır. O zaman indirmek istemediklerinizi seçebilirsiniz.

Ama eğer ilişkilendirme yapılmamışsa Firefox’da böyle bir pencere açılır karşınıza(Diğer tarayıcılarda da muhtemelen bu tarz uyarılar çıkacaktır.):

Şimdi Firefox’u Magnetle ilişkilendirmek nasıl yapılır bende bilmiyorum açıkcası. İnternete de baktım kimse bilmiyor 😀 Ben size Magnet kullanmanın daha farklı bir yolunu anlatayım.

Eh. Madem magnet açamıyoruz bizde magnetin yerini kullanılırız. İlk resimde kırmızı kare içine alınmış “Get this torrent” yazısına sağ tıklıyoruz. Açılan seçeneklerden “Bağlantı Konumunu Kopyala” ya basıyoruz. Ardından kendi torrent programımıza gidiyoruz. Ben Pardus kullandığımdan Ktorrent uygulaması var burada ama zaten aşağı yukarı bütün torrent programlarının arayüzleri aynı. Torrent programımızın ana penceresinden “Adres Aç” diyoruz.

“Adres aç” dediğimizde açılan pencere böyle küçük bir pencere olur ve link’i girmemizi ister. Genelde torrent programları link’i otomatik olarak yapıştırır sizin yerinize.

“Tamam” diyoruz. Küçük bir hata bildirimi alabilirsiniz sorun değil biraz beklediğinizde torrentin içi açılmış olacaktır. Buna benzer bir pencere açılır karşınıza:

Tabiiki böyle sansürlü gözükmeyecek sizinki ben indirdiğim şeyin adını gizlemek için sansürledim. Buradan indirmek istediğiniz dosyaları seçip “Tamam” dediğinizde sorunsuzca indirmeye başlayabilirsiniz. Hadisene. İndirsene! Bak hala duruyor orda. 😀

DNS nedir? Nasıl çalışır?

Şimdi size DNS’in ne olduğunu elimden geldiği kadar anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle genelde büyük çoğunluğun bildiği bir tanımla başlamamız daha doğru olur. IP adresi. IP adresi dediğimiz şey adı üstünde bir adresdir. Posta adresiniz gibi ama biraz daha farklı. Posta adresinizle yaklaşık olarak aynı işi görsede daha kısa ve herkes tarafından okunup anlanması daha karışık bir sistemdir. (PNAT’ı şimdilik karıştırmayın.) IP adresi 5 sayının aralarına nokta konarak yazılmasından ibarettir örnek vermek gerekirse :

Google sitesinin IP adresi : http://72.14.204.99/ bu link ile Google’a erişebilirsiniz. Ama bu çok saçma, uzun ve ezber gerektiren bir adres olduğu için insanoğlu olarak biz bunların yerine daha kısa, akılda kalıcı ve ezberlenmesi kolay isimler kullanmayı tercih ediyoruz. İşte önemli nokta burası.

Siz google’a girmek istediğinizde tarayıcınızın adres bölümüne : http://www.google.com.tr/ yazıyorsunuz ve tak! Google açılıyor. Aslında burada, arkaplanda size hissettirmeden işinizi halleden bir DNS server’ı vardır. O DNS serverının görevi sizin harflerle girdiğiniz adresi (Yani http://www.google.com.tr/ ‘yi) rakamlar diline (Yani :  http://72.14.204.99/ şekline) çevirme görevini üstlenir ve sizi saçma sapan rakamları ezberlemekten kurtarır. Bu çevirme işlemine “Alan adı çözümlemesi” yani “DNS Name Resolution” adı verilir.

Dns serverınızın üzerindeki yönlendirmelerde değişiklik yapılabilir. Bu sayede siz gitmek istediğiniz web adresini yazdığınızda DNS sunucusu bunu bir “Bu Siteye Erişim Mahkeme Kararıyla Engellenmiştir.” sayfasına yönlendirebilir. Bu sayede sizin o siteye erişiminiz engellenmiş olur. Tabii bunun yapıldığı DNS otomatik atanan DNS’dir. Böyle engellemelerden kurtulmak ve DNS sunucunuzun sizi doğru adreslere yönlendirmesini istiyorsanız (Ki bu en doğal hakkınız!) DNS adresinizi değiştirmek sizin elinizde olan bir şeydir.

Sonuçta kimse otomatik atanan DNS server’ı kullanmak zorunda değil. Kısaca olan biten böyle işte daha ne diyim. DNS ayarlarınızı nasıl değiştireceğinizi bilmiyorsanız eski yazılarıma da göz atabilirsiniz:

Windows’da DNS adresi değiştirmek

Ubuntu’da DNS adresi değiştirmek